Seanslarımda en sık karşılaştığım cümlelerden biri şudur: “Aslında hayır demek istiyordum ama bir türlü ağzımdan çıkmadı.” Kadıköy ve Bağdat Caddesi’ndeki ofismde yıllar içinde gördüm ki, hayır diyememek yalnızca bir iletişim alışkanlığı değil; çoğu zaman tükenmişliğin, kaygının ve ilişkilerde biriken sessiz öfkenin tam kalbinde duran bir örüntüdür.
Sessiz Bir Yük Olarak “Evet” Refleksi
Danışanlarımın büyük bir kısmı, çocukluklarından itibaren başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından önce görmeyi öğrenerek büyümüş insanlar. İş yerinde ek görevleri reddedemiyor, ailede belirli rolleri üstlenmekten kaçınamıyor, arkadaşlık ilişkilerinde kendine zaman ayıramıyor. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünür; içeride ise yavaş yavaş biriken bir yorgunluk, uyku sorunları, omuzlara yerleşen bir gerginlik ve zaman zaman açıklanamayan bir öfke patlaması olur.
Bu örüntüyü seanslarımızda dikkatle ele almamın bir nedeni var: “Hayır” diyememek, çoğu zaman kişinin değerli olmak için sürekli faydalı olmak zorunda olduğuna dair erken dönem inançlarıyla besleniyor. Bu inanç konuşulmadığı sürece, sadece davranış üzerinde çalışmak kalıcı bir rahatlama getirmiyor.
Klinik Gözlem: “Hayır”ın Yerini Tutan Alternatifler
Yıllar içinde gözlemlediğim ilginç bir detay şu: Hayır diyemeyen danışanlar genellikle “hayır”ı tümüyle reddetmiyor — onun yerine bedensel belirtilerle, son dakika iptalleriyle, unutmalarla ya da pasif agresif tepkilerle sınır koymaya çalışıyor. Yani hayır mutlaka söyleniyor; ama sözün değil, semptomun diliyle. Baş ağrıları, mide sorunları, yorgunluk ve uyuyamama bazen “artık yapmak istemiyorum” demenin dolaylı biçimleri olabiliyor.
Bu noktada şema terapi ve bilişsel davranışçı terapi yaklaşımlarından yararlanarak, önce bu örüntünün ne zaman, kime karşı ve hangi duyguyla tetiklendiğini birlikte haritalandırıyoruz. Danışanın kendi iç sesini duyması, terapinin belki de en kıymetli anlarından biri.
Sınır Koymak Neden Bu Kadar Zor?
Caddebostan ve Göztepe’den gelen danışanlarımla bu konuyu sık sık ele alıyoruz. Özellikle “iyi kız/iyi oğul” rolüyle büyümüş yetişkinler için “hayır” demek, yalnızca bir cümle kurmak değil; içsel bir kimlik değişikliğine yaklaşmak demek. Bu nedenle süreci aceleye getirmiyorum. Önce danışanın “hayır” dediğinde ne hissettiğini, bedeninde neyin değiştiğini, kafasından hangi düşüncelerin geçtiğini birlikte gözlemliyoruz. Çoğu zaman suçluluk, terk edilme korkusu ya da değersizlik duygusu ortaya çıkıyor. Bu duyguları patolojik olarak değil, kişinin geçmişteki deneyimlerinin bugüne yansıyan sesleri olarak ele alıyoruz.
Küçük Adımlarla Değişim
Terapide işimiz birden bire dönüşmek değil. “Bu hafta sonu aileme gidemeyeceğim” gibi küçük, yönetilebilir bir hayırla başlıyoruz. Her deneme sonrası birlikte değerlendiriyoruz: Ne hissettin? Karşındaki gerçekten küstü mü, yoksa biz mi öyle olmasını bekledik? Bu yavaş ama derin çalışma, danışanlarımın zaman içinde kendilerine daha fazla alan açabildiklerini gösteriyor.
Eğer hayır diyememek sizin de hayatınızda benzer bir yükse, bu konuyu seanslarımızda birlikte ele alabiliriz. Caddebostan Mahallesi Bağdat Caddesi’ndeki ofismde yüz yüze, ya da online görüşmelerle çalışmak mümkün.
İletişim:
Uzman Klinik Psikolog Berkay Ateş
Caddebostan Mahallesi Bağdat Caddesi No:234 Kat:2, Kadıköy, İstanbul
Telefon: 0531 668 50 64