
Türkiye ve dünya basınında yer alan haberlere göre Z kuşağı arasında kapaklı ve tuşlu telefonlar, iPod’lar ve eski model dijital fotoğraf makineleri yeniden yaygınlaşıyor. Sürekli bildirim akışından ve uzayan ekran sürelerinden yorulan kullanıcıların bir bölümü bu cihazları hafta sonlarında ya da arkadaş buluşmalarında ikinci telefon olarak taşıyor. Haberlerde eğilimin arkasında yalnızca sosyal medya yorgunluğunun değil, siber güvenlik kaygılarının da bulunduğu belirtiliyor.
Psikolojik Analiz
Tuşlu telefona dönen bir genç, aslında dikkatinin kime ait olduğunu sormuş oluyor. Sürekli bildirim alan bir zihin kesintiye uğramaya alışır; kesintiye alışan zihin de boşluğu kendiliğinden doldurmayı öğrenemez ve sessizlik giderek tedirgin edici hâle gelir. Bilişsel davranışçı çerçevede burada tanıdık bir döngü görünür: “bir şeyi kaçırıyor olabilirim” düşüncesi huzursuzluk üretir, telefona bakmak huzursuzluğu birkaç saniyeliğine düşürür, o düşüş de davranışı pekiştirir. Tuşlu telefon bu döngüyü irade gücüyle değil çevreyi değiştirerek zayıflatıyor; dijital dikkat söz konusu olduğunda çevre düzenlemesi genellikle kendine verilen sözlerden daha dayanıklı çıkar. Retro cihazların çekiciliğinde bir nostalji bileşeni de var: belirsizliğin yüksek olduğu dönemlerde insanlar sonu bilinen şeylere yaklaşır, geçmiş ise tanımı gereği sonu bilinen bir yer. Yine de cihazı değiştirmek tek başına bir çözüm sayılmaz; asıl mesele, açılan o boşluğun neyle doldurulacağı. Aksi hâlde tuşlu telefonla geçirilen bir akşam, telefonu evde unutmuş gibi hissetmenin biraz daha pahalı bir versiyonu oluyor.
Berkay Ateş — Uzman Klinik Psikolog