
Anadolu Ajansı’nın 31 Ağustos’ta yayımladığı “Ölüm Sonrası Dijital Yaşam” dosyası, yapay zekayla üretilen “ölü botları” gündeme taşıdı. Kişinin mesajlarından, ses kayıtlarından ve sosyal medya paylaşımlarından üretilen bu sistemler, hayatını kaybeden birinin konuşma biçimini taklit ediyor. Grief Australia Üst Yöneticisi Christopher Hall, teknolojinin duygusal duyarsızlaşmadan çok “kafa karışıklığı” riski taşıdığını, anılar ile sürekli yanıt veren bir varlık arasındaki sınırı bulanıklaştırabileceğini belirtiyor. Uygulamaların kişinin önceden verdiği rıza olmadan oluşturulması ise ayrı bir etik tartışma başlığı.
Psikolojik Analiz
Yas, kaybın gerçekliğini kabul etmekle başlayan bir süreç. Bilişsel davranışçı çerçevede bunun karşılığı, zihindeki “o hâlâ ulaşılabilir” varsayımının yeni bilgiyle yavaşça güncellenmesi. Ölü botlar tam bu noktada zor bir soru soruyor: yanıt veren tanıdık bir ses varken, zihin o güncellemeyi neden yapsın? Kısa vadede rahatlatıcı olabileceğini düşünüyorum; söylenememiş bir cümleyi söylemek, bir tonu bir kez daha duymak kimi zaman gerçekten toparlayıcı oluyor. Ama tekrar eden her konuşma kaçınmaya dönüşme ihtimalini taşır — acı ertelendiğinde küçülmüyor, sadece sırasını bekliyor. Belirleyici olan teknolojinin kendisinden çok sıklık ve beklenti: arada bir bakılan bir arşiv mi, yoksa her akşam açılan bir kapı mı? Kaybın bedende bıraktığı iz zaten yeterince inatçı, zihni de aynı döngüde tutmak yükü hafifletmiyor. Kolektif olarak da tuhaf bir eşikteyiz: ölümü binlerce yıl “geri dönüşü olmayan” üzerinden tanımladık, şimdi bu tanımı yazılım güncellemesiyle esnetebiliyoruz.
İnsanlık yüzyıllarca mezar taşlarına “huzur içinde uyu” yazdı; menüye ilk kez bir de “uyandır” seçeneği eklendi.
Berkay Ateş — Uzman Klinik Psikolog